SEZGİN BURAK'ı Kaybının 31.YıldönümündeSEVGİ ve ÖZLEMLE ANIYORUZ... (Hürriyet Gazetesi, 8 Ekim 1978) SEZGİN BURAK'IN ARDINDAN NE DEDİLER?
Sezgin Burak artık yok... “Bizimkiler” ve “Tarkan” da yok... Ancak birlikte çalıştığı, dostluk, arkadaşlık ettiği pek çok kişide anısı kolayca silinmeyecek. Sanatçıyı, duygusal, coşkulu çalışma arkadaşımız Sezgin Burak’ı kaybettiğimiz haberi karşısında dostlarının pekçoğu önce inanamadı, inanmak istemedi, sonra duygularını şöyle dile getirdi: NEZİH DEMİRKENT: “Çığır açan bir sanatçıydı. Hissettiği gibi yaşadı ve hayal ettiği dünyaya bir başka insan olarak göç etti.” OĞUZ ARAL: “Ne diyeyim. Ne denir. Bilemiyorum. Dalyan gibi delikanlıydı.” HALDUN DORMEN: “Sezgin’i yıllardan beri tanırım. Onunla birlikte film çalışmalarımız olmuştu. Sürekli olarak amatör ruhla çalışan ve heyecanını asla yitirmeyen bir dosttu. Elini attığı her işte başarılı oldu. Onu en verimli çağında yitirdiğimiz için ne denli üzüldüğümü kelimelerle anlatamam. Sanat dünyamızda kolay doldurulamayacak bir yer boşaldı.” SALİM BAYAR: “Kendine özgü bir yaşamı, buluşu, yaratıcı gücü olan bir sanatçıydı. Toplumumuzun ender yetiştirdiği insanlardan biriydi. Eserleri ve unutulmaz kişiliğiyle anılarımızda daima yaşayacak. Okuyucuları heyecandan heyecana sürükleyen Tarkan’ı, Bizimkiler”i ölümsüzleştirerek aramızdan ayrıldı.” NEHAR TÜBLEK: “Sezgin Burak otuz senelik arkadaşım ve meslektaşımdı. Yaratıcı gücü en kuvvetli çizerdi. O “Tarkan”ın kendisi idi. Çok üzgünüm. Ne söyleyeyim. Sanatçıdan ilgiyi esirgemeyin ne olur!” YALÇIN KAMACIOĞLU: “Günümüz şartları ne olursa olsun gerçek bir prensti O… Aramızdan biri olarak dolaşan, Burak Ailesinin yıllanmış kültürü, geleneği, saygınlığı ile başını daima dik tutan prensi… “Tarkan”ın “Gümüş Eyer” hikayesi ailesinin yaşanmış öyküsü idi. Yüzündeki sıcak sevgi kalbimizden silinmeyecek. Anılarımızda gerçek bir prens olarak kalacak.” ÇETİN ALTAN: “Aynı odalarda çalışmanın ve aynı mahallede oturmanın büsbütün yakınlaştırdığı bir ilişki çok acı bir sonla noktalandı. Sezgin Burak, gazetecilik dünyasının başarılı bir çizgisi ve kalemi idi. Kendi gönül derinliklerindeki bilinmez bir cehennemin kahredici pençesinden kendini kurtaramadığı bu acı sonla anlaşılıyor. Dostlarının acısı büyüktür. Ne çare ki acılar ne kadar büyük olsa; yitirilen değerlere birer yarın sağlayamıyor.” BEDRİ KORAMAN: “Tanrı özene bezene yaratır da, toplum özenmek ne kelime, kabaca kemirir, ezer sanatçı yapıdaki adamı! Hele bizimki gibi oturmamış, geçiş dönemi yaşayan çarpık bir toplum ruhsal bunanılımlara iter sanatçıyı. Sezgin’in bir çıkış yolu bulamamasına yandım. Durgun görüntüsünün gerisinde büyük çelişkilerle dolu acılar gizlediğini hep duyardım. Çalışkan ve dürüst bir sanatçıydı, son günlerde pek göremiyorduk. Bu yüzden duyduğum acı daha da büyüdü. Ailesine, dostlarına, çalıştığı müessesedeki iş arkadaşlarına, tüm sevenlerine başsağlığı dilerim.” ABDULLAH TURAN: “Sezgin Burak, çizgiromana yenilik getiren şahsiyet sahibi, dürüst bir sanatkardı. Çizgiromanı paralelinde karikatüristliği de ona ayrı bir değer kazandırmıştır. Güzel ve az konuşur, şık giyinir. Dudaklarından tatlı tebessümünü hiç eksik etmezdi. Onu hiç unutmayacağım.” CEMAL DÜNDAR: “Değerli meslektaşım, sevgili dostum, akademi sıralarından arkadaşım Sezgin’i yalnız ben kaybetmedim. Yetiştirebileceği çıraklarının, okurlarının, arkadaşlarının ve dostlarının acısı en az benimki kadardır. Tanrı, geride bıraktıklarına güç versin.” RIDVAN YELEKÇİ: “Sezgin Burak’la 16 yıl aynı çatı altında çalıştık. Branşlarımız değişik olduğu için sık sık karşılaşmazdık. Karşılaştığımız anda ise “Vay sporcu arkadaşım nasılsın?... Topçuların durumu ne alemde?" derdi. Ayaküstü bir iki dakika sohbet ederdik. Kendine has gülüşü ve konuşmasıyla espri yapıp, gevrek bir kahkaha atardı. En son karşılaşmamız 1 ay önce olmuştu. İçine kapanık bir hali vardı. Gazetenin merdiveninde görmezlikten geldi. “Tarkan dalgınsın!” dedim. Döndü… Yüzünde mahçup olmuş bir insanın ifadesi vardı. “Kusura bakma Rıdvan” dedi. “Tarkan’ın yeni maceralarının peşindesin herhalde…” dedim. “Yok, kafamın içinde birşeyler var, atamadım…” diye yanıtladı. Yemeğe çıktık. Konuştuk ve söylediği son cümle şu oldu. “Rıdvan’cığım, gazeteciliğin öyle güzel mesleğini seçmişsin ki, ayak takımı ile meşgul oluyorsun…” dedi. “Beyin takımı ile uğraşanların bizden üstün bir tarafı yok” diye yanıtladım. Espri karşısında ikimiz birden güldük. Kendisi ile daha uzun yıllar böyle karşılıklı konuşmalarda bulunabilmeyi ne çok isterdim. En olgun çağında yazık oldu Sezgin’e… Nur içinde yat Sezgin.” FARUK GEÇ: “Sevgili Sezgin, taa çocukluk günlerinden bu yana o kadar çok ki ortak anılarımız. Her zaman bir şeyler yapmak, bir şeyler yaratmak sancısıyla yaşadın. Fırtınalı, sanatçı kişiliğine ters düşüyordu bu dünya, bu ortam. Bizleri çok erken terkettin.”
|